Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Hüseyinli  Köyü Web  Sitesine Hoşgeldiniz !

Ana Sayfa

 Tarihçe

  Coğrafi Yapı

   Eğitim ve Sanat

   Köy İnsanları

    Köy Hikayeleri

    Köy Semtleri

    Üsenköy'ce

    Kim Nerede

   Yön Verenler

   Harita

  Fotoğraflar

 Telefonlar  

Linkler

Köy Hikayeleri-2

 

YAZ TATİLİNDE YUSUF'UN ÇOBANLIĞI

 

         Ağustos sıcağı... Güneş batıya doğru yöneldiğinde koyunlar da gölgeye göre yerlerini değiştiriyorlardı. Yusuf ekilip biçilmiş arpa ve buğday tarlalarının bitimindeki yamaçta sırtını büyükçe bir kayaya yaslamış roman okuyordu. Orta sona geçmişti. İzmit'te okuyor, yaz tatilini doğup büyüdüğü köyünde geçiriyordu. Köylüler Beş altı hanenin, koyunlarını bir araya getiriyor, oluşan sürüyü nöbetleşe güdüyorlardı. Sabah yanına alırken kitaba bu kadar dalacağı hiç aklına gelmemişti. Kafasını kitaptan kaldırdığında hemen yanındaki çeşmenin şırıltısını, kurbağaları, çekirgeleri yeniden duymaya başladı. Şehirde olmadığını, anne ve babasını kaybetmenin yanında bir de kardeşinden ayrı düşen Ferhat'ın kitapta kaldığını anlaması için az da olsa bir an geçmesi gerekti. Koyunların yattığı çamların altına baktı. Kim bilir kaçıncı defa yerlerini değiştirmişlerdi. Neyse ki bir yere çekip gitmemişlerdi. Koyun değil miydi, ikindiye kadar yatardı. O sıcakta bir yere götürmek istesen bile birisi önden gidecek ki diğerleri kafalarını eğip öndekini takip etsin. Oturduğu yerden kalkıp az yukarı çıktı. Daha geniş bir alanı görebiliyordu. Hafiften canı sıkıldı. Demek ki bugün köyün bütün çobanları öbür taraflara gitmişlerdi. Uzaktan da olsa ne bir hayvan sürüsü, ne bir çoban, ne de gelip geçen birini görebildi. Yalnızlığı hiç sevmezdi. Akşamı özledi. Düz bir yerde sırtını güneşe dönüp gölgesine baktı. Adımlayıp gölgesinin kaç adım geldiğini saydı. Saati tahmin etmeye çalıştı. Daha çok erken diye geçirdi içinden. Torbasından bohçasını çıkarıp bir şeyler aradı. Çeşmenin başına oturup haşlanmış yumurta, domates, salatalık ve bir parça peynirden oluşan öğle yemeğini yiyeli hayli olmuştu. Artan bir parça ekmeği çeşmede ıslattı. Yerken ekmeği ıslatarak yemenin lezzetli olduğunu düşündü. Camadandan çakıyı alıp cebine koydu. Ekmek kırıntılarını çalıların içine karıncalara yem olsun diye silkip, camadanının sırtına bağladı. Çakısıyla sopasının ucunu yontarak yeniden düzeltmeye başladı. Kafasını kaldırıp baktığında güneşin batıdaki dağlara doğru sarktığını gördü. Koyunları kaldırıp otlatma zamanı gelmişti. Baktı, koyunların gölgeden uzaklaşmaya hiç niyetleri yoktu. Kaldırmasam akşama kadar yatacaklar diye düşündü. Çamların altından, yattıkları yerlerden kaldırmak için bir müddet uğraştı. Sonunda bir iki derken hepsi çıktı gölgeden. Buğday ve arpa desteleri yeni toplanmış tarlalara doğru kovaladı koyunları. Hala toplu hareket ediyorlar, gölge buldukça eğleşiyorlardı. Güneş hala etkisini kaybetmemişti. Sürünün önüne geçti. Yavaş yavaş yürüdükçe koyunların kendisini takip etmelerinden ayrı bir zevk alıyordu. Devamlı çobanlık yapanlar gibi bu işi yapabildiğini düşündü. Bir müddet sonra koyunlar yayılmaya başlamışlardı. Yüksekçe bir yere dikilip sopasına dayanarak koyunları seyretti. Bir müddet bekledi. Hem otlayıp hem ilerliyorlardı. Toprak yolun alt tarafına geçtiğinde, yukarıdaki  köyünü ve köye ulaşan diğer yolları görebiliyordu. Güneş kızıllaşıp uzakta dağlara yaklaşmıştı. Uzaklara baktığında şehirler geldi aklına, İzmit'i ve İstanbul'u düşündü. İstanbul'un güneşin iyice kızıllaşıp arkasında kaybolduğu dağların hemen arkasında olduğunu düşünürdü. O dağların ardından gelip ince bir çizgi halinde buluttan bir yol bırakarak geçen uçakların etkisiyle bu düşünceye kapılıyordu belki de. Ayrıca güneş dağların ardına doğru sarkarken sanki dağların ardındaki yerlere doğru işaret ediyordu. İstanbul'u hiç görmemişti, ne kadar da isterdi görmeyi. Ama sanki sadece bir hayaldi bu. Köye doğru baktığında gayri ihtiyari kafasına üşüşen bu düşüncelerden sıyrıldı. Akşamüstünün köye verdiği canlılık başlamıştı. Atıyla eşeğiyle bağdan bahçeden dönenler, harmanda akşama kadar düvenle sürülüp yabayla savrulduktan sonra çuvallara doldurulan arpa buğdaylarla dolu öküz arabalarının gıcırtıları, dört bir yandan köye yaklaşmakta olan koyun ve keçi sürüleri... Öğlenin bunaltıcı sıcağına karşılık akşamın serinleyen havası... Ve buna denk ruhu da serinlemişti sanki. Akşamı etmiş görevini başarıyla yapmıştı işte. Koyunlara baktı doymuşlardı. Bir ikisi yol kenarlarından bir iki tutam daha ot koparmaya çalışıp yoluna devam ediyordu. Tozlu yoldan hafif bir toz bulutu kaldırarak yürüyordu koyunlar. Köye girdiğinde akşam olmuştu. Koyunlar kendi avlularını biliyor ve gruplar halinde ayrılıp gidiyorlardı. Yusuf evlerine doğru yürüdü. Anne ve babası harman yerinden henüz dönmüştü. Buğdayları ambara boşaltmış öküzleri ahıra bağlayıp önlerine yiyecek atmışlardı. Gocana tarhana çorbası, bulgur pilavı pişirmiş pencereden akşamın tatlı telaşını seyrediyordu. Yusuf'u görünce sevgiyle baktı torununa. Yusuf koyunları ağıla koydu ve kapıyı kapattı. Sırtından camadanını çıkarıp avlu girişindeki çengele astı. Yukarı çıkıp beş numara gaz lambasının loş ışığında yemekleri kaşıkladı. Günün yorgunluğunun sonucu olarak çok geçmeden sedirin üzerine uzanıp tatlı bir uykuya daldı.

 

1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10

 

Yazışma Adresimiz:

fotoyakup@hotmail.com

Güncelleme Tarihi

2 Ağustos 2003